Tedarik zincirlerinin geleceği: Sürdürülebilirlik


Çevresel sorunlar, iklim değişikliği ve tüm bunların sonucu olarak ortaya çıkan orman yangınları dünya genelinde hızla artıyor. Bunlara paralel olarak, artan hava ve su kirliliği ise yeryüzündeki tüm canlı yaşamını olumsuz etkilemekte. Pek çok hayvan ve bitki türü yok olur veya koruma altına alınırken, temiz suya ulaşamayan insan sayısı da günden güne artıyor. Tüm bu olumsuzluklara rağmen kişi ve kurumların sorumluluk alarak mevcut alışkanlıklarını değiştirmeye başladığı pek çok umut verici gelişmeyi de görüyoruz.

Dünyamızdaki tüm bu üzücü gelişmelerle birlikte son yıllarda sürdürülebilirlik, yeşil tasarım, yenilenebilir enerji, yeşil teknolojiler, geri dönüşüm gibi kavramları, yaklaşımları daha sık duymaktayız. Ayrıca insanların, özellikle genç nüfusun, bu konulara ilgisi ve hassasiyeti de her geçen gün artıyor. İnsanların artan farkındalığına bağlı olarak devletlerin de farkındalığının artmasıyla birlikte, küresel ısınma ve çevre sorunları konularında şirketler de sorumluluk almaya başladı.

Çevreye Duyarlı Yeşil Tedarik Zinciri

Yeşil tedarik zinciri, çevre konularının ve yeşil kavramının 2000’li yılların başında popülerlik kazanmaya başlamasıyla ortaya çıkan, görece yeni bir fikir. İnsanlar artık satın aldıkları ürünlerin çevreyle uyumu konusunda çok daha hassas. Ürünlerin üretim sürecinin ne kadar yeşil olduğuna, tedarik zincirindeki karbon ayak izinin ne kadar küçük olduğuna ve ürünün geri dönüştürülebilir olup olmadığına çok daha fazla önem veriyor. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde sürdürülebilir çevre yaklaşımına sahip işletmelerin yükselişe geçeceği ve bu döngüde yeşil tedarik zincirinin de büyük rol oynayacağı ön görülüyor.

Yeşil/sürdürülebilir tedarik zinciri, yeşil ürünün ham maddeden son ürüne kadar, yaşam döngüsü boyunca çevresel etkisini azaltmak için operasyonel yönetim ve optimizasyon yaklaşımı olarak tanımlanabilir. Ayrıca, sürdürülebilir çevresel süreçleri geleneksel tedarik zincirine entegre etme fikrini de ifade eder. Yeşil tedarik zinciri; yeşil satın alma, yeşil dağıtım ve depolama, biyoyakıt kullanımıyla yeşil ulaşım, üretim süreçleri ve ürünlerin yaşam sonu yönetimi gibi farklı yeşil uygulamalarla, çevresel sürdürülebilirliği iyileştirmek için çevre dostu konsepti tedarik zinciri yönetimine entegre ediyor.

Yeşil Tedarik Zinciri kavramı; iş süreçlerinde sürdürülebilir uygulamaların benimsenmesi yoluyla çevresel bozulmaları azaltmak, hava, su ve atık kirliliğini kontrol altına almak için ortaya çıkmıştır. Ana hedefi hava, su ve atık kirliliğini azaltmaktır. Ancak aynı zamanda;

  • Daha az atık üretimi,
  • Ürünlerin yeniden kullanımı ve geri dönüşümü,
  • Üretim maliyetlerinde azalma,
  • Varlıkların daha verimli kullanımı sonuçları açısından işletmelerin performansını artırır.

Yeşil kavramının arkasındaki temel düşünce nedir?

Yeşil kavramının arkasındaki temel düşünce çevresel sürdürülebilirliği artırmaktır. Ayrıca bu model çevre kirliliğini ve üretim maliyetlerini azaltarak ekonomik büyümeyi de teşvik edebilir. Diğer yandan müşteri memnuniyetini artırır, olumlu imaj ve itibar açısından rekabet avantajı yaratabilir ve işletmelerin ürünlerini çevre dostu ülkelere ihraç etmelerine imkan sağlayabilir.

Bu modelle işletmeler, ürünlerin ekolojik tasarımı, yeşil malzeme ve bileşenlerin satın alınması, çevre dostu üretim adımlarının yeniden yapılandırılması, ürünün faydalı ömründen sonra tersine lojistik yönetimi gibi süreçler ile birlikte çevresel düşünceyi tedarik zinciri yönetimine dahil etmektedirler. Böylece tedarik zincirinin çevre üzerindeki zararlı etkileri de azaltılmakta ve kontrol edilmektedir.

Ulusal ve uluslararası alanda çevre ve sürdürülebilirlik konuları gittikçe önem kazanırken, işletmeler bu gelişmeleri mevcut sistemlerine entegre ederek yenilikleri takip etmelidir. Kurumlar, yeşil tedarik zinciri sayesinde maliyetlerini azaltabilir, müşteri memnuniyetini artırıp, yeni pazar imkanları yakalayabilir. Bu sayede daha yaşanılabilir bir dünya için de destek vermiş olurlar.

PAYLAŞ:

Satın alma sektöründe iş gücü eksikliği için çözüm önerileri

ESG, şirketler için nasıl bir değer yaratıyor?